Serkan Aydemir

Perşembe, Ağustos 17, 2017

...

Efkarlıyım dedim senden uzak bir uçurumun yok sessizliğinde. Nereye baksam dünya dönmeye devam ediyordu. Zamanı silmek gerekiyordu gecenin renginden yararlanarak. Ne çok korkularımız vardı eli boş kırık hasretlerimizin düşmanlıklarında. Bir adım daha uzaklaştın benden gezegenlerimin nefeslik mesafesinde. Seni aklımda tutacak kadar gücüm kalmadı sabahın afaki sohbetlerinde. Şiddet, şimdilik beni eğlendirmeyi başaramıyordu. Ne de olsa şiddet bugünlerde karşı çıktığım siyasilerin en sevdiği korku belirtisiydi. Şiddet zaten benimdi sana uzaklaştıkça artan kırılgan gürültülerimizde. Ve dünya büküldü hayallerine takılıp yuvarlanmaya başlarken. Düşüncelerim olmasaydı şimdi tüm hayalim gerçekleşmişti tabi tüm hayallerimin yok olmasıyla. Geçmiş şimdilerimin hoşuna gitmiyordu, gelecek de şimdilerimin. Tıpkı sana bakışlarımda biriktirdiğim çırıl çıplak benliğimin kirli saatleri gibi. Ellerim büyüyordu dünyanın kilolu gözyaşlarında. Ağlama dedi Tanrı sanki bir işe yarıyormuş gibi. Al beni tüm bedenimden götür aşkın sessizliğine. Süre doluyor dedi Tanrı kendisiyle olan aşk üçlemesine tanık olurken. Tanrı kendini bizden daha çok seviyordu. Kaç saat biriktirdim biliyor musun senle dolan gecelerimi sensizlikle değiştirmek için. Bir yerde hani bir gün karşıma çıkarsan unut dedim beni unut ki o gün kelimelerinden alacaklarımı zamanla takas edebileyim. Benim kaç bölünmüşlüğüm var ki bu denli dün gibi yaşayabiliyordum gülüşlerimdeki acımasızlığı denizlerime dökerken. Biraz boğuluyorum ellerimde suya her dokunduğumda.

Ve.

Bırak saçlarına dolanayım dedim önce.
Güçlenmem gerekiyordu.
Yok dedi, bir türlü kabul etmiyordu bensizliğin sıradan yok oluşlarını.
Ne kavgalarım oldu aydınlığa dönsün diye biriktirdiğim kum tanelerimle.
neyse.
parmak uçlarından öperim dedim.
Sen yeter ki izin ver döneyim etrafında.
senli tutulmalarım olsun ömürlük.
Sakin ol ama cahile aklı anlatmak gibiydi sana senden bahsetmek.
Dinle.
Yoktu.
Yoktuk.
Bağır bağırabildiğin kadar ardından bıraktıklarıma.
Şiddet sadece sana yakışıyordu,
Ellerinden çalınmış umutlarımı bulmaya gidiyorum.
Sen bağır ardımdan,
Birazdan dönerim gezegenlerim mesafesinde.
Hiç.

Serkan Aydemir | Drbhiöi Smşsysösfoö




2017.
.
.



Drbhiöi Smşsysösfoö
Perşembe, Ağustos 17, 2017

Drbhiöi Smşsysösfoö

Cuma, Temmuz 14, 2017

...

Yazıyorum, yine yazıyorum. Yaz, yaz, yaz... Sen de yaz yaz yaz bir kenara yaz bütün sözleri diye diye durdum gökkuşağılı merdivenlerde. Ne çok yorulduk diyorum leylama o kendisi mecnununu ararken. Sonra geliyor aklıma, ne sen leylasın ne de ben mecnun. Hep sonradan gelir aklıma der dururum şu aralar. İkimiz de yorgunuz akıntıya kürekten. Tabi ne hayatlar vardı bembeyaz sabahları yaşayıp kararıp giden. Sen hangi büyük felaketlerimi alıp götürdün simsiyah gecelere. Bir sen varmışsın ve biri istiyor seni karanlıkmışsın uçları kırık saçların gibi. Dağınık bir bedenin vardı uyanmaya arefe kala. Üşüyen ellerimi alıp götürebilsen ne çok severdim beni. Yağmurların karla karışık yağardı sensizlikten. Mevsim kış olmasaydı korkusu gözlerimde büyüyemezdi. Söyle ruhum söyle derinde miyim. Söyle ruhum söyle hiç yenildin mi böyle. Söyle sen de söyle hiç acılar biter miydi. Eskiden neşemiz vardı gülümserdik her gün ama birden değişti her şey küçüldü hayaller bir iskambil falında. Uzun uzun anlatamam her şeyi böyle olsun istemedim ben de ama sakın kal deme bana güneş koyarken gecene. Bir türlü alışamadım bu kente. Biliyor musun akşamlar kaldı akşamlarda parmak izlerin. Nereye dokunsam suç teşkil ediyor artık. İçimde öylece büyüyor inan bende eylülün ağrısı ve çok zor saklaması. Görünmez yolun sonu hevesler bir bir solar gözlerinde. O yere giden herkes perişan ama bir zaman mutluyken umudu vardı rüyalarda sarı çizmeli Mehmet Ağa'nın. Benim bu derdim ne yağan yağmurda ne yalancı sonbaharda akıp gidecekti. Ne çok dinledin öyle değil mi? Hep okudun biraz da dinle beni.

Yazımda emeği geçen herkese teşekkürler.

...

Serkan Aydemir | Ritmin Şaheseri



Ritmin Şaheseri
Cuma, Temmuz 14, 2017

Ritmin Şaheseri

Cumartesi, Haziran 24, 2017

...

Gece daha da uzun artık bakışlarını benden kaçırırken. Yaşlanmış olmalıyım ki koşamıyordum peşinden kendi gerçeğime. Dönüp giderken sana sarılmam gerekti. Saçlarına hüzün düşüp duruyordu beni her terk edişlerinde. Alışkanlık haline gelmişti bu. Rengarenk bir siyahlığın içinde saklı kaldım. Tek yapmam gereken ellerini tutup beklemekti gözlerinde parlayacak olan yıldızı. Gökyüzü hep mi karanlıktı sensiz. Kim bilir kaç kez aşkı başlattı gözlerin. Her şeyi bitirmeyi bilen bir adamın laneti gibisin. Bağışla beni diyemedim bile. Yokluğunu biliyordu o aşk yoksunları. Yokluğunu biliyordum bunu bil. Sınırlar koydun yüreğine ama mülteci olacağımı biliyorum artık. Ne de olsa alışkındı ülkem benim gibilerine.

...

Serkan Aydemir | Sil Çolösx


Sil Çolösx
Cumartesi, Haziran 24, 2017

Sil Çolösx

Pazar, Haziran 04, 2017

...

Elimde birkaç kuruşluk insanlık kaldı paranın değeri düşerken. Gel bir de buradan bak kendine. Ne çok değişiklik birikmişti yüzünde yalanlara bulaşırken. Ya da sen hiç gelme yoruldum bugün, uyumalıyım, ne de olsa alışkındık uyumaya ardından günaydın diyemediğimiz günlere. Sanırsın dünyayı kurtaracağım ölsem kimsenin umursamayacağı bedenimde. Ne çok dünyayı kurtardım bir bilsen şaşarsın ve günlerden aynıydı yarına hayal kurmaya başladığımız zamanlarda. Ne bilsin geleceğim aynılığa sıkışıp kaldığını. Kursun hayaller yıkılsın ardından yeniden kurulmaya. Rüzgarın sıkışıp kaldığı gökyüzümde yine saatler ayarlandı yalnızlığa. Tam vakti, kaldır elini yalnızların sayımı başlıyor gecenin ihanetlerinde. Kaldır korkma, biliyorum sen de yalnızsın. Tek farkımız sen kadınsın ben erkek...

Mükemmel bir uyum.

...

Serkan Aydemir | Usşmoxşol 



Usşmoxşol
Pazar, Haziran 04, 2017

Usşmoxşol

Cuma, Mayıs 19, 2017

...

Yaşamak şakaya gelirdi ölüme 5(yazıyla beş) dakika kala. Bırak, bari o zaman dünya dayatmasından kurtulmayı başarabilesin. Gül geç diyorum gözyaşlarına elveda ederken. Hem gülüşünle ağlamak kıskanırdı seni herkes gibi. Yaşamak şakaya gelmesin tabi ölüme 4(yazıyla dört) dakika kala. Ne çok hatalarımız vardı kim bilir. Daha 2 dakika önce ölümden habersizdin mesela. En ufak şeyde isyan ederdin dünyaya. Hep şikayet ederdik olduk olmadık gerçeklerde ama birden uzuvlarını kaybetmiş bir adam ya da kadın gelirdi şehrin intihar vakitlerinde. Birden durup düşünürdün halini. Tüm saçma sapan hüznün kayboluverirdi. Sırf o adam ya da kadın gibi bedensel eksikliğin yok diye şükreder kendini mutlu ederdin. İyi ki onlar var değil mi yoksa hiç çekilmezdi dünya kendi iğrenç şımarıklığımızda. Ne çok kendimizi beğenmiştik Tanrı'yı yaratacak kadar egoya sahiptir insanevladı. Güç insanın en büyük zayıflatan gerçeğiydi. Bundandır bırakın rejim yapmayı güçlenin dediğimde de sakın beni ciddiye almayın. Onun bunun çocukları çoğalmaya başlıyor artık haksızlık, kaos, akıl yoksunluğunun artmasıyla. Üzüyordu bu beni. Üzülme ama ölüme 3(yazıyla üç) dakika kaldı. Kurtuluş hep vakitten çalıyordu zaten. Alışkındık olanlara. Yaşamak şakayı gelirdi ölüme 5 dakika kalsaydı ama 3 dakika kala ne çok korkaklık ortaya çıkıyordu. İnsanlar yok olmaya başladığında hayvanlık dürtüleri etrafa saçılıyordu. Hep çıkar ilişkisi bunlar, işin diğer tarafı bu kadar çıkarcı insanlar varken daha toplamayı/çıkarmayı yapamayan insanlar dolu etrafımızda. Eğitim sistemimiz de zaten bozuk mu ne diyorlar yıllardır. Merkezi "insanlık" olmadığı müddetçe eğitim yok olan toplum yaratıyordu işte ölüme 2(yazıyla iki) dakika kala.

Kaldır elini, ben de varım de artık olup biten tüm görmezden geldiklerimize. Mutlu ol sen de düşünme sakın hakkı yolunda ölüp giden değerleri, mutlu ol diyorum hem ne kaldı şunun şurasında. Bir adım daha atsan gerileyecekti dünya, o kadar boşluk biriktirmiştin hem de bedavaya. Sokak ortasında kocası tarafından öldürülen o kadının fotoğrafını çek sonra paylaş orada burada lanet olsun kadın katliamları diye. Al beğenini mutlu et egonu ama o kadın öldü sırf sen paylaş diye bunları. Ölüme 1(yazıyla bir) dakika kala yine de çocuklar gülümsüyordu bana yaşama inat ama ölümün yaşamak olduğunu bilmiyorlardı, daha çocuklardı o benden önce ölen çocuklar. Artık saniyeler var, çok az kaldı. Gerçekten çok az kaldı aşk, akıl, adalet... Çok az kaldı karetta karettalar gidin kurtarın onları. Yap bir şeyler işte. Bak okudun, kalk şimdi de bir şiir oku ya da sokağa çık yere bir lira at bulan mutlu olsun gönlümüz zengin olsun saniyeler kala. 10,9,8,7,6,5,4,3,2,1....

Ve yeniden başlıyoruz.

Serkan Aydemir | Domotdox Fçmhü




2017.
Domotdox Fçmhü
Cuma, Mayıs 19, 2017

Domotdox Fçmhü